zbam masal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zbam masal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mart 2009 Salı

Please

Bizim ev Pangaltı 'nda. Yani Harbiye Ordu Evi 'ne paralel işte. Nişantaşı ve Teşvikiye gibi ELİT muhitlere pek yakın olduğumuzdan dolayı ben boş vakitlerimde çıkar yürürüm oralarda falan. Mesela Pazar günleri Teşvikiye favorimdir. Çıt yok neredeyse sokaklarında. Öyle güzel bir sakinlik yani. Herneyse, bir de Beyoğlu var, vazgeçilmezdir. Güzel havalarda dostlarla Tüyap Kitap Fuarı 'nın üstündeki otoparkta buluşup şarap içilir ve hani oradaki sohbette başka hiç bir yerde olmaz. Fakat geçenlerde Teşvikiye 'de ki ekipler ile kısa bir diyalog yaşamam, bana Beyoğlu 'nda ki diğer ekipleri hatırlattı bir an için. Teşvikiye de olağan Pazar yürüyüşümü yaparken bir Please memuru yanıma gelip "Beyefendi afedersiniz, İyi günler, Rica etsek kimliğinizi görebilir miyiz lütfen" dedi. ALLAH ÇARPSIN birebir yazdım cümleyi bak. Ve nasıl hoşuma gitti anlatamam. Sonra Beyoğlu 'nda ki geldi aklıma bunlar Gbt yaparken. "KİMLİK ÇIKAR!" Hani adam "YAT" dese yatacağız sanki o derece. Bu da böyle bir anımdı. Bu arada çizimlerimi biriktirmek adına yeni bir blog aldım. Dildo ressamıyım. İlgilenen olursa diyerekten link de bu. Gerçi daha pek bir şey yüklemedim. Ama olsun. Bu kadar.

Duygusal anlar

Google 'da "family portrait" tegiyle arama yapıp görsel sonuçlarına bakmanızı tavsiye ederim. Ama sadece tavsiye ederim. Üzerine siz de yukarıdakine benzer şeyler yaparsanız mesuliyetine karışmam. Bir de Copeland 'in Part time lover diye bir şarkısı var. Siz dinlemeseniz bile güzel şarkı lan. O derece.

16 Mart 2009 Pazartesi

Siktirgit

Siktirgit demek sanıldığı kadar zor değildir aslında. 3 heceden oluşur. Tek nefeste telaffuz edilir. Baştaki "s" harfi uzun tutulur. İlk hece ağızdan çıktıktan sonra kısa bir es verilir ve "tirgit" kısmı ağızdan dökülürcesine söylenir. Telaffuzdan hemen önce sakız, lokum, toblerone gibi dişe kemiğe yapışan, ağıza amcıklama yaşatacak şeyler tüketilmesi tarafımca tavsiye edilir. Tüketilen bu gibi ürünler cülmeye dolgunluk ve ahenk kazandırır. Herneyse, konumuza dönelim. Evet, yine burada da ikinci hecenin son harfi olan "r" de kişisel tercihe, içinde geçtiği cümlenin ahenkine ve karşımızdaki kişide bırakmasını istediğimiz etkiye göre uzatılabilir. Son olarak "siktirgit" dedikten hemen sonra ardından "lan", "abi", "hacı," "usta", "allaşkına", "hasta mısın", "oolum" gibi tamamlayıcı öbekler kullanarak süsleme de yapabiliriz. Yanlız unutmamamız gereken en mühim detay: bu kelimeyi kime, ne zaman ve hangi nedenle söylediğimizdir. Geri dönüşü olmayan yollara girersek hoş olmayan mazilere sahiplik edebiliriz.

Not: Elif 'in "Gönül Dostları" başlıklı yazısına "Sik anasını" yorumunu şeyettiren edepsizde benim. Sik anasını da, "siktiret" in Beta versiyonudur fakat kendi içinde daha derin anlamlar barındırır. Şimdilik vaktimiz kısıtlı olduğu için yazımı burada sonlandırmak zorundayım. Esen kalın. Ya da nasıl isterseniz.

24 Şubat 2009 Salı

Everything's be Fine

Bu sabah bir arkadaşımla konuştum. Bana sevgilisini anlattı. Şu ana kadar kimseyi ondan daha çok sevmediğini söyledi. İlk kez aşık olmuş. Böyle şeyler insanın sık sık kendi başına gelmiyor olsa da yakınlarında gördüğünde bile sevinebiliyor. Ben de sevindim onun adına. Mutluluğu kilometrelerce uzaktan belli oluyordu zaten. Sonra tam o sırada bir mesaj aldı ondan. Sevgilisinden işte. "Konuşmamız gerekiyor" demiş. Paranoyalar yapmaya başladı bizimki. Çok fazla sevdiğiniz zaman endişeleriniz de normalden fazla oluyor haliyle. "Negatif bir hava seziyorum Yağız" dedi bana. Ben de "yanına gidinceye kadar pozitif düşün" dedim. Ben herşeyin güzel olacağına inanıyordum.

Akşam oldu. Geldi ve "ayrıldık" dedi. Cevap veremedim. Hep verememişimdir zaten. Bu gibi anlarda başkalarının bana nasıl davranmasını istiyorsam ben de öyle davranırım insanlara genelde. T-shirt hâlâ ipte asılı. Ve hâlâ her şeyin güzel olacağına inanıyorum ben. Çünkü bazı şeyler hayatımıza girmeden önce nasıl mutlu yaşayabilmişsek eğer, onlar hayatımızdan çıktıkları zaman da yine aynı şekilde mutlu olabileceğimizi düşünürüm. "Zaman herşeyin ilacıdır" dendiğinde bir çok insan dalga geçiyor ya hani. Bence biraz fazla hafife alıyorlar zamanı.

22 Şubat 2009 Pazar

Ev Hali


Durumum gerçekten vahim, 3 gündür evden dışarı ekmek almaya bile çıkmadım, internet bağlantısı kesik, şifresiz komşu wireless'ı kovalar oldum evde. Buldum mu affetmiyorum. O başka. Birde hayatımda ilk kez ciddi bir firmadan iş teklifi aldım freelance (yada freelenca yada firilens ulan! neyse) onu yapmaya uğraşıyorum fotoşopta, bu yüzdendir ki elime kalem alamıyorum ki illüstrasyon neyin yapayım, efenime söylüyim sonra birde altına bişeyler yazayım, insanlar okusun filan.

Dışardan kah chp kemal kılıçtar oğlu'nun, kah sahadet partisinin seçim şarkıları önce güçsüz bir şekilde duyuluyor, sonra ses kuvvetleniyor, şahlanıyor, sonra güçsüzleşip yok oluyor. Aynı hayat gibi şu seçim otobüsleri öyle değil mi sevgili zbam okuyucuları. Ben ise şimdi karar verdim artık düzenli uyuycam, sabahları yüzümü yıkamaya başlıycam. Yeter.

Şu işleri halledeyim, yepyeni bomba gibi işlerle aklınızı alacağıma yemin edebilirim. Ciddiyim.

and The Oscar Goes to

Askerliğimi yaptığım günden başlayarak hâlâ da içmeye devam ettiğim sigaradır Lark. "Tersten okuyunca KRAL oluyor" muhabbeti yapmayacağım merak etmeyin. Medeniyetlerce baş aşağı edilmiş, dışlanmış, "ıyy çok pis kokuyor" denmiştir. Ben severim tütününü. Üstelik uzun ve kısa paket seçeneklerinin ikiside aynı fiyata satılıyor. Hayır hayır reklam yapmıyorum, sadece onsuz mutlu olamadığımı söylemeye çalışıyorum. Hatta bu ilüstrasyonu t-shirte bastırmayı bile düşünüyorum. Sigaraya aşık olmak. Yeni uyanmak. Bebek sesi. Profiterol. Ayran pide 500.

20 Şubat 2009 Cuma

Hangimiz nerdeyiz ki

18 Şubat 2009 Çarşamba

Matara ne ya

İlkokula gittiğim dönemlerde sınıfımızda incir ağacının yapraklarını yiyip daha sonra "bak lan bak kusuyorum" diyip önümüzde -bildiğin- kusan Yavuz diye bir gerizekalı vardı. Ve bir gün Yavuz 'un, yine bizimle aynı sınıfta okuyan Mine isimli bir kız öğrencinin matarasını inşaata atması üzerine kıyamet kopmuştu. Aynı günün akşamı Mine evine gittiğinde nasıl bir aksanla "Yavuz" dediyse artık, ertesi sabah ebeveynleri soluğu müdürün odasında alıp "Yağız bizim kızımızın matarasını inşaata atmış" diye şikayette bulunmuşlardı. 250 kere (evet saydım) "Ben atmadım" dememe rağmen ve bir türlü üçümüz de yanyana getirilmediğimiz için isim karışıklığı hadisesi aydınlanamadı ve suçlu olarak ben gösterildim tüm öğrenim hayatım boyunca. Geçtiğimiz aylarda Facebook isimli community sitesi aracılığı ile mevzubahis kişi Mine, bana arkadaş ekleme talebi gönderdi. Şimdi, bu durumda ne yapmak gerekir tam bilemiyorum. Bilmek de istemiyor olmam cabası. Üstelik kış aylarında annem bana zorla külotlu çorap giydirdiği için -o kadar saklamaya çalışmama rağmen bir şekilde farkedip- tüm sınıfa beni madara eden de yine aynı kişi. Hayat sürprizlerle dolu. Şimdi ben ona ne yapsam haklıyım. Hattaağzınasıçsamyeridir. Herneyse, şimdi uyumam lazım. Yarın Büyükada 'ya gidip koşarken fotoğraf çekeceğiz. Evet abi koşarken işte nevar.

17 Şubat 2009 Salı

Neyim var doktor?

16 Şubat 2009 Pazartesi

dirtybeat


küçükken sevdiğim yemekler yoğurtlu makarna, yoğurtlu pilav ve tosttan ibaretti.
dayım bir gün bana askerde yemeğini bitirmeyenlerin dövüldüğünden bahsettiğinde çok korkup daha fazla çeşit yemek yemeye başlamıştım.
artık sadece balık yemiyorum, umarım askerde balık yemeği yoktur. çünkü hayatta en korktuğum şey dayak yemektir.
şu ana kadar bir kere annem dövdü beni gerçek anlamda, onun dışında hiç dövülmedim. umarım askerde beni dövmezler.

İştah Meselesi

Darwin 'in teorisi ne kadar doğru onu bilemem fakat iştah konusunda maymunlardan bir farkımız olmadığı kanısındayım. Hepimiz yaz aylarında kış, kış aylarında da yaz gelsin istiyoruz. Bunebiçimişabi. Üstelik gelmeyeceğini bile bile ve üzerinden 10 yıl geçmiş olsa bile yine o cümle mütemadiyen söyleniyor. Diyorum ki buna bir son vermeli. Yazın it gibi terlemenin, kışında buz gibi donmanın keyfine varmalı. Siz hiç kışın soğuğunda, gecenin 3 'ünde, Dolmabahçe Sarayı 'nın önünde denize karşı salep içmek ne demek bilir misiniz? Bilenlerbilmeyenlereanlatsın. Yarın yazılı yapacağım.

Manikdepresif dipnot: İlüstrasyon boktan olabilir, yeni yeni çizmeye başladığım için o muhtemelen. Zamanla düzeleceğine gönülden inanmam bir yana, bu yola baş bile koyabilirim. Potansiyel var yani. Bu kadar.

15 Şubat 2009 Pazar

Sövgölölör Gönö

Dünden kalan sevgililer günü burukluğunun üzerine bir yenisi daha eklendi. Diş ağrısı. Sabahtan beri -bir gece önce alınan aşırı alkol nedeniyle- canla başla dövüştüğüm baş ağrım yetmiyormuş gibi üstelik. Bir yandan sol arka azı dişimin ağrısıyla sevişiyorken, bir yandan da bu cümleleri yazıyorum işte. FALAN. Bir de şimdi "bukimlan" diyenler olabilir, elbette olabilir. Olacaktırda. Şöyle diyeyim; ben yeni çocuğum. Öyle denir ya hani. Bu da "Zbam 'e hoşgeldim" temalı yazım. Ve şu yukarıda görmüş olduğunuz kıyma makinasının orjinali 4x6 cm falan aslında. Tıp çok ilerledi. Yıl 2009. Ailelerinize iyi bakın.

3 Şubat 2009 Salı

Alis Harikalar Diyarında Ölsün - SarıDolmuş

Dolmuşları çok severim. Minibüsleri sevmediğim doğrudur fakat gerçekten bak, dolmuşlar bir harikalar. Yalnız yanlış anlaşılmasın, dolmuşları ne kadar seviyorsam, şoförlerinden de bir o kadar nefret ederim. Normalde, bozuk para vermediğim için, müziğim kulaklığımdan taştığı için, her virajda savrulma garantili orta sıradaki tabureyi reddettiğim için veya hakkım olan 5 kuruş para üstünü talep ettiğim için beni azarlamalarına anlayış gösterebilirim. Akşama kadar direksiyon sallıyorlar, yazık adamlara zırvalarından değil, yeterince sinirlenirse karşı yönden gelen dolmuş şoförünü de olaya dahil edip kafamı gözümü yarmalarından çekindiğim için gösteririm o anlayışı. Kendisi ve koltuğunun altında gizlediği odunu yetmiyormuş gibi bir de destek ister bu adiler. Sonuç itibariyle dediğim gibi tüm bunlara normalde anlayış gösterirdim, fakat dolmuş henüz kalkmadan kahya ile şakalaşan, yüzünde güller açan o şoför gaza basar basmaz bambaşka bir insan olmuyor mu, ben buna dayanamıyorum. Diyorum ki neden bana da kahyaya baktığı gibi bakmıyor bu adam, neden benimle de şakalaşmıyor diyorum, nerede yanlış yapıyorum anlamıyorum. Kahyalarda olup da bende olmayan nedir, bunu anlayamıyorum. 

İşte bu yüzden sevgili okur, ben kahyaları çok kıskanıyorum.

30 Ocak 2009 Cuma

Beni herkes sevdi bir sen sevmedin - William Bradly

Ya arisciğim, bizimki reklam evliliği, ben doğallıktan yanayım, ne o öyle silikon milikon, insan mısın ya derken tıpkı seven'da karısının kafası kargo kutusu ile çölde eline verildiğinde ağladığı gibi ağlamaya başladı bu. Vay be dedim herif ne güzel rol yapmış o zaman. Bradciğim dedim, bu kız seni sıkıyor mu, arkadaşlarla rakıya çıkacağız dediğinde surat asıyor mu, sen esas bundan haber ver dedim. Ağlamaktan yaşaran gözleri, gülünce legends of the fall'da julia ormond'u ilk gördüğü anki gibi ayrı bir parlar oldu bradimin. Demiyor abi, ancelina bana hiç karışmaz, çok anlayışlıdır dedi. E dedim, senin derdin doğal kadınlarla mı birlikte olmak, bu mu yani hayattaki tek sorunun. Düşündü biraz, burn after reading'de giysi dolabının içinde vurulmadan hemen önce takındığı gülüş yerleşti suratına. Anladım kerata seni dedim, peki sen arislerle rakıya çıkıyorum desen, biz seni ataköye götürsek keyfin yerine gelir mi dedim. Anlamadı bu, bakırköye yeni taşındığı için buraları daha bilmiyor çünkü, ataköyde ne var ki abi dedi. Ulan hınzır dedim, hem süt gibi kadın istiyorsun, hem de nerede bulunur bilmiyorsun, bizim ihsan abi var, onda telefon numarasından geçilmez, bir arayalım dedim. Aradık konuştuk falan, ama tabi brad pitt gelecek demedik, ismini versek fiyat iki katına çıkar, 500 dolar dedi bunlar, sabaha kadar. Brad dedim, 500 dolara bu iş tamam. Fiyatı duyunca 12 monkeys'te hastanede ilaç almamak için yaptığı gibi aptalı oynamaya başlamaz mı. yok tüm parasını bakırköyden aldığı eve yatırmış da, yok cebindeki son parasını sabah mutfak masrafları için ancelinaya bırakmış da, yaa dedim, brad, tamam ya, ağlama dedim, biz çocuklarla aramızda toplar, sana ısmarlarız, dert etme, yeter ki biz seni hep snatch'te boksörü tek yumrukla devirdikten sonraki gülüşünle görelim yao dedim. Söz veriyorum sizi utandırmayacağım ağbi dedi. Eferin dedim. 

28 Ocak 2009 Çarşamba

Alis Harikalar Diyarında Ölsün - Sahne Tozu


evet sayın seyirciler, şimdi de alkışlarınızla aris karafili sahneye davet ediyorum sözleri ile anıldığımda, gözlerimdeki yaşlar çoktan yola çıkmıştı. var gücümle alkışladım aris karafili. hatta bikaç kez, coşkudan, avuçlarımı birbirine denk getiremeyip kıytırık alkış sesi çıkardım. çok rahatsız oldum tabi bundan. ben, her biri birbirinden mükemmel alkış şaplaklarını hak etmiştim. şaka ve şukaları değil.
 
ardından, annem, babam ve kardeşim aras, koltuklarından zıpkın gibi fırladılar. bir de sanki sahneye kesinlikle davet edilmeyecekmişim gibi gidip en ortaya oturmuşlar. sıradaki 12 kişinin her birini 6şar diz darbesiyle rahatsız ettikten sonra koridora ulaştılar. önde babam, arkasından annem ve en son aras şeklindeydi bu ördek sürüsü. yalnız arasın diz darbeleri sebebiyle menisküse yakalananlar olduysa da, bundan henüz haberdar değillerdi.
 
koridorda 3 karafil: sanki dünyayı oğulları kurtarmışçasına yürüyen annem ve babam ile beni çok yakından tanımayanların 'ama aris?'  diyecekleri kadar bana benzeyen aras. babam bakkala bile arabasıyla gidenlerdendi. annemse gün boyu yürüse de şikayet etmeyenlerden. fakat uyumluydular. birlikte uyumlu bir şekilde yürümeyi başardılar. arassa, zaten her biçimde aras. ve sahne.
 
sunucuya ulaştırılan küçük bir not kağıdıyla, durum haber verildi. sunucu bu işe biraz bozulduysa bile ses etmedi. edemezdi de zaten. babam babacan adamdı. sunucu babamdan çekindi. diğer herkes gibi.
 
tüm bunları izlerken mp3 çalarımda 1 şarkıyı daha geçmiştim. bir harika white stripes şarkısı daha geride kalmıştı.

derken sunucu gür sesiyle haykırmaya başladı. ve iştee, bu senekii, en başarılı erteleme ve ertelediklerine üşenme hastalığı dallarında birinci olan hastamııız, ariiis karafiiiil.
 
tüm salon alkışlardan "yıkılacak" gibiydi. annem yeni avon temsilcisi adayları, babam tartışabileceği yeni mecralar ve aras da halısaha maçı için en sağlam 13ü arar gözlerle bakıyordu seyircilere. seyircilerse, aralarında eminim beni kıskananlar vardır, seyircilerin canı cehenneme.

ödül kupamı çekirdek aileme teslim ederken, sunucunun son sözleri tam da şöyleydi: "işte azim, işte büyük bir başarı öyküsü, işte erteleme hastalığının büyük öncüsü. ödülünü bile almayı erteleyen, buna üşenen aris karafil. nur içinde yat sevgili kardeşim. nur içinde yat. ve bize, bu zorlu yaşamda kılavuzluk ettiğin için sana binlerce kez teşekkür ediyoruz. binlerce kez".

amen.

1 Kasım 2008 Cumartesi

Beni herkes sevdi bir sen sevmedin – Doğulu Bros


İbre 130u  gösterirken ozan gözünü yolda ayırmıyordu. 130 o araba için henüz başlangıçtı fakat ozan dikkatli bir çocuktu ve muhabbet koyu olduğundan, hız yapmak istemiyordu. Ya kenan dedim, isyan bu haykırış, kandırdım, aşk oyunu, kurşun adres sormaz ki falan ne güzel şarkılardı; hani sımsıkı sıkı sıkıya bile katlanabildik o kadar güzel şarkılardı saydıklarım, fakat sonra ne olduysa cıvıttın sen ya dedim. Ya ariscim dedi, ben o sıralar böyle tıknaz, uzun saçlı bir yiğittim ya dedi, popstar mopstardım ama abazalıktan yastıkla uyuyordum vallahi billahi dedi. Sonra tuğçe geldi, ben güzelden anlarım diye şarkı yapıp benimle çıkarsan sana veririm deyince de hemen kabul etmek zorunda kaldım vallahi çok fenaydım ya anla beni lütfen dedi. Ozan ki sksen yoldan gözlerini ayırmaz, pis pis sırıttı bize doğru. Hep bu ozan puşdu götürüyordu abi manitaları ya dedi ve ilk gözyaşı damlası da yolda yılan gibi süzülen porşun deri koltuğuna damlamış oldu. Kenanım dedim, anlıyorum seni boşver üzülme dedim, tuğçe nasıldı bari yatakta, ağlattı mı bari seni dedim. Böyle sanki az önce gözyaşlarına boğulan hüzünlü çocuk o değilmiş gibi, abi çıkarmadan üç diyeyim sen anla ya dedi. Oha lan msni var mı dedim. Kenan beni çok sever, var lan tabi, benim manitam senin manitan dedi, tam telefondan msne girip tuğçenin mailini verecekti ki bu yamuk paparazziler bizi sıkıştırdı, güzelim porşla ağacın birine daldık. Hastane mastane yalan oldu tabi msn. Tuğçe de zaten yunanistana kaçtı. Paparazzilere gıcığım. 

Holy Bubble - Fokus


Ev halısının üzerindeki çizgileri yol olarak düşünüp, oyuncak arabalarımı parkederken de, halının üzerindeki geniş yuvarlaklara iskambilden çok katlı evler yaparken de hep aynı hissiyata sahiptim. Dikkat. Odaklanmak her şeyden önemliydi ve sevgili okur; dikkatten kahkaha veya ağlamaya vaktim kalmazdı. Ta ki mutfağa giden bir annenin rüzgarıyla çok katlı evlerim yıkılana, küçük ayak darbesiyle park halindeki araçlarım dağılana dek. Ben hiç kahkaha atamadım okur.

Ayofdıtaygır - Metal kaplar pariteyi belirler


Sirkeci, mahmutpaşa, eminönü çevresindeki atölyemsi işletmelerde işlerin yolunda gidip gitmediğini öğrenmek için gizli bir formülüm vardır. Öğle yemeği saati biter bitmez giyerim sivil kıyafetlerimi, elimde de içinde değersiz çaputlar olan bir poşet, dalarım önüme gelen ilk handan içeri. Selamın aleyküm beyler, bir adres soracaktım da... Şayet girdiğim dükkanda, boş bir taburenin üzerinde veya kapının önünde; bulgurları bitirilmemiş bir adana veya kurumuş yoğurt-sosla sıvalı metal kebapçı tabaklarının, evvelsi günün gazete kağıtlarıyla kamufle edilmeye çalışıldığını görürsem; derim ki bu dükkanda işler tıkırında. Bu dükkanda tost veya evden getirilen önceki akşam yediğin yemekler değil, kebap yeniyor. Bu dükkanda insanlar kibritten kürdan yapmıyor, kürdana para veriyor. Gazete kağıtlarının yaşadığı dram bana o dükkanın mali tablosunu fısıldar. Ben her ayın tam ortasında bu tefftişlerimi gerçekleştirir, kim para kazanıyor kim kazanırmış gibi yapıyor gözlemlerim. Buna göz derler ve piyasa benden sorulur ağalar.

31 Ekim 2008 Cuma

Holy Bubble - Balık


7 yaşında falandım. Bir şeylere and içmek için küçük bir yaştı. Fakat ben ‘hayatım boyunca suratına tekme atabilmeyi hayal ettiğim’ büyümüş de küçülmüş çocuklardandım. Çoğu insan, bir zaman makinesi olsa, geleceğe gider, loto sonuçlarını öğrenip geri gelir diye tahmin ediyorum. Bense çocukluğuma dönüp kendimi tekmelemek, ağzımı burnumu kırmak istiyorum. Hatta bunu arzuluyorum. Bu isteğimi ilk farkettiğim an, tüh lan 2 dakika önce farketseydim keşke ne kadar dayaklık olduğumu demiştim. Bu bir paradokstu elbette ama dünyadaki tüm balık krakerleri yemeye and içmeme engel değildi. İlk birkaç yıl, özünde hiç de öyle bir insan olmamama karşın inanılmaz disiplinli bir biçimde tükettim bu balık krakerleri. Hatta 9-12 yaş arası beni şişman hatırlayanlar, bunun balık krakerden kaynaklandığını bilmezler. Onlara hep, “bir arkadaşımla büyümek için yarışıyorduk, o esnada şişmanlamışım, arkadaşımsa şimdi kocaman adam oldu” dedim. Yine de her şeye rağmen –ki buradaki her şey, şişman bir ‘ergenliğe giriş’ döneminin insan psikolojisindeki etkilerini kapsar, balık krakere olan hayranlığım azalmadı. Evet balık krakere olan hayranlığımda zerre değişiklik yoktu ama kadınlar, fit olmak, sağlıklı beden gibi silsilelere olan hayranlığımın artması, içtiğim andı ‘başımın üzerinde ekmek bölerek’ geçersiz saymaya itti. Tabi bu kararımın ardından, balık krakerler rahat bir nefes aldı. Ürediler, dünyaya açıldılar. Bugünse, pişkin pişkin masama geldiler. Hem de onlarcası. Yalnız bu kez savaşı ben kazandım Adrian. Hepsini ben yedim. Yedim onları.

adriaaann basardiiikk adriaaann… basardiiikkkk…

18 Ekim 2008 Cumartesi

celıs

  © Blogger template 'Mantis' by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP