sending: Yagiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sending: Yagiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mart 2009 Salı

Please

Bizim ev Pangaltı 'nda. Yani Harbiye Ordu Evi 'ne paralel işte. Nişantaşı ve Teşvikiye gibi ELİT muhitlere pek yakın olduğumuzdan dolayı ben boş vakitlerimde çıkar yürürüm oralarda falan. Mesela Pazar günleri Teşvikiye favorimdir. Çıt yok neredeyse sokaklarında. Öyle güzel bir sakinlik yani. Herneyse, bir de Beyoğlu var, vazgeçilmezdir. Güzel havalarda dostlarla Tüyap Kitap Fuarı 'nın üstündeki otoparkta buluşup şarap içilir ve hani oradaki sohbette başka hiç bir yerde olmaz. Fakat geçenlerde Teşvikiye 'de ki ekipler ile kısa bir diyalog yaşamam, bana Beyoğlu 'nda ki diğer ekipleri hatırlattı bir an için. Teşvikiye de olağan Pazar yürüyüşümü yaparken bir Please memuru yanıma gelip "Beyefendi afedersiniz, İyi günler, Rica etsek kimliğinizi görebilir miyiz lütfen" dedi. ALLAH ÇARPSIN birebir yazdım cümleyi bak. Ve nasıl hoşuma gitti anlatamam. Sonra Beyoğlu 'nda ki geldi aklıma bunlar Gbt yaparken. "KİMLİK ÇIKAR!" Hani adam "YAT" dese yatacağız sanki o derece. Bu da böyle bir anımdı. Bu arada çizimlerimi biriktirmek adına yeni bir blog aldım. Dildo ressamıyım. İlgilenen olursa diyerekten link de bu. Gerçi daha pek bir şey yüklemedim. Ama olsun. Bu kadar.

Duygusal anlar

Google 'da "family portrait" tegiyle arama yapıp görsel sonuçlarına bakmanızı tavsiye ederim. Ama sadece tavsiye ederim. Üzerine siz de yukarıdakine benzer şeyler yaparsanız mesuliyetine karışmam. Bir de Copeland 'in Part time lover diye bir şarkısı var. Siz dinlemeseniz bile güzel şarkı lan. O derece.

16 Mart 2009 Pazartesi

Siktirgit

Siktirgit demek sanıldığı kadar zor değildir aslında. 3 heceden oluşur. Tek nefeste telaffuz edilir. Baştaki "s" harfi uzun tutulur. İlk hece ağızdan çıktıktan sonra kısa bir es verilir ve "tirgit" kısmı ağızdan dökülürcesine söylenir. Telaffuzdan hemen önce sakız, lokum, toblerone gibi dişe kemiğe yapışan, ağıza amcıklama yaşatacak şeyler tüketilmesi tarafımca tavsiye edilir. Tüketilen bu gibi ürünler cülmeye dolgunluk ve ahenk kazandırır. Herneyse, konumuza dönelim. Evet, yine burada da ikinci hecenin son harfi olan "r" de kişisel tercihe, içinde geçtiği cümlenin ahenkine ve karşımızdaki kişide bırakmasını istediğimiz etkiye göre uzatılabilir. Son olarak "siktirgit" dedikten hemen sonra ardından "lan", "abi", "hacı," "usta", "allaşkına", "hasta mısın", "oolum" gibi tamamlayıcı öbekler kullanarak süsleme de yapabiliriz. Yanlız unutmamamız gereken en mühim detay: bu kelimeyi kime, ne zaman ve hangi nedenle söylediğimizdir. Geri dönüşü olmayan yollara girersek hoş olmayan mazilere sahiplik edebiliriz.

Not: Elif 'in "Gönül Dostları" başlıklı yazısına "Sik anasını" yorumunu şeyettiren edepsizde benim. Sik anasını da, "siktiret" in Beta versiyonudur fakat kendi içinde daha derin anlamlar barındırır. Şimdilik vaktimiz kısıtlı olduğu için yazımı burada sonlandırmak zorundayım. Esen kalın. Ya da nasıl isterseniz.

24 Şubat 2009 Salı

Everything's be Fine

Bu sabah bir arkadaşımla konuştum. Bana sevgilisini anlattı. Şu ana kadar kimseyi ondan daha çok sevmediğini söyledi. İlk kez aşık olmuş. Böyle şeyler insanın sık sık kendi başına gelmiyor olsa da yakınlarında gördüğünde bile sevinebiliyor. Ben de sevindim onun adına. Mutluluğu kilometrelerce uzaktan belli oluyordu zaten. Sonra tam o sırada bir mesaj aldı ondan. Sevgilisinden işte. "Konuşmamız gerekiyor" demiş. Paranoyalar yapmaya başladı bizimki. Çok fazla sevdiğiniz zaman endişeleriniz de normalden fazla oluyor haliyle. "Negatif bir hava seziyorum Yağız" dedi bana. Ben de "yanına gidinceye kadar pozitif düşün" dedim. Ben herşeyin güzel olacağına inanıyordum.

Akşam oldu. Geldi ve "ayrıldık" dedi. Cevap veremedim. Hep verememişimdir zaten. Bu gibi anlarda başkalarının bana nasıl davranmasını istiyorsam ben de öyle davranırım insanlara genelde. T-shirt hâlâ ipte asılı. Ve hâlâ her şeyin güzel olacağına inanıyorum ben. Çünkü bazı şeyler hayatımıza girmeden önce nasıl mutlu yaşayabilmişsek eğer, onlar hayatımızdan çıktıkları zaman da yine aynı şekilde mutlu olabileceğimizi düşünürüm. "Zaman herşeyin ilacıdır" dendiğinde bir çok insan dalga geçiyor ya hani. Bence biraz fazla hafife alıyorlar zamanı.

22 Şubat 2009 Pazar

and The Oscar Goes to

Askerliğimi yaptığım günden başlayarak hâlâ da içmeye devam ettiğim sigaradır Lark. "Tersten okuyunca KRAL oluyor" muhabbeti yapmayacağım merak etmeyin. Medeniyetlerce baş aşağı edilmiş, dışlanmış, "ıyy çok pis kokuyor" denmiştir. Ben severim tütününü. Üstelik uzun ve kısa paket seçeneklerinin ikiside aynı fiyata satılıyor. Hayır hayır reklam yapmıyorum, sadece onsuz mutlu olamadığımı söylemeye çalışıyorum. Hatta bu ilüstrasyonu t-shirte bastırmayı bile düşünüyorum. Sigaraya aşık olmak. Yeni uyanmak. Bebek sesi. Profiterol. Ayran pide 500.

20 Şubat 2009 Cuma

Hangimiz nerdeyiz ki

18 Şubat 2009 Çarşamba

Matara ne ya

İlkokula gittiğim dönemlerde sınıfımızda incir ağacının yapraklarını yiyip daha sonra "bak lan bak kusuyorum" diyip önümüzde -bildiğin- kusan Yavuz diye bir gerizekalı vardı. Ve bir gün Yavuz 'un, yine bizimle aynı sınıfta okuyan Mine isimli bir kız öğrencinin matarasını inşaata atması üzerine kıyamet kopmuştu. Aynı günün akşamı Mine evine gittiğinde nasıl bir aksanla "Yavuz" dediyse artık, ertesi sabah ebeveynleri soluğu müdürün odasında alıp "Yağız bizim kızımızın matarasını inşaata atmış" diye şikayette bulunmuşlardı. 250 kere (evet saydım) "Ben atmadım" dememe rağmen ve bir türlü üçümüz de yanyana getirilmediğimiz için isim karışıklığı hadisesi aydınlanamadı ve suçlu olarak ben gösterildim tüm öğrenim hayatım boyunca. Geçtiğimiz aylarda Facebook isimli community sitesi aracılığı ile mevzubahis kişi Mine, bana arkadaş ekleme talebi gönderdi. Şimdi, bu durumda ne yapmak gerekir tam bilemiyorum. Bilmek de istemiyor olmam cabası. Üstelik kış aylarında annem bana zorla külotlu çorap giydirdiği için -o kadar saklamaya çalışmama rağmen bir şekilde farkedip- tüm sınıfa beni madara eden de yine aynı kişi. Hayat sürprizlerle dolu. Şimdi ben ona ne yapsam haklıyım. Hattaağzınasıçsamyeridir. Herneyse, şimdi uyumam lazım. Yarın Büyükada 'ya gidip koşarken fotoğraf çekeceğiz. Evet abi koşarken işte nevar.

17 Şubat 2009 Salı

Neyim var doktor?

16 Şubat 2009 Pazartesi

İştah Meselesi

Darwin 'in teorisi ne kadar doğru onu bilemem fakat iştah konusunda maymunlardan bir farkımız olmadığı kanısındayım. Hepimiz yaz aylarında kış, kış aylarında da yaz gelsin istiyoruz. Bunebiçimişabi. Üstelik gelmeyeceğini bile bile ve üzerinden 10 yıl geçmiş olsa bile yine o cümle mütemadiyen söyleniyor. Diyorum ki buna bir son vermeli. Yazın it gibi terlemenin, kışında buz gibi donmanın keyfine varmalı. Siz hiç kışın soğuğunda, gecenin 3 'ünde, Dolmabahçe Sarayı 'nın önünde denize karşı salep içmek ne demek bilir misiniz? Bilenlerbilmeyenlereanlatsın. Yarın yazılı yapacağım.

Manikdepresif dipnot: İlüstrasyon boktan olabilir, yeni yeni çizmeye başladığım için o muhtemelen. Zamanla düzeleceğine gönülden inanmam bir yana, bu yola baş bile koyabilirim. Potansiyel var yani. Bu kadar.

15 Şubat 2009 Pazar

Sövgölölör Gönö

Dünden kalan sevgililer günü burukluğunun üzerine bir yenisi daha eklendi. Diş ağrısı. Sabahtan beri -bir gece önce alınan aşırı alkol nedeniyle- canla başla dövüştüğüm baş ağrım yetmiyormuş gibi üstelik. Bir yandan sol arka azı dişimin ağrısıyla sevişiyorken, bir yandan da bu cümleleri yazıyorum işte. FALAN. Bir de şimdi "bukimlan" diyenler olabilir, elbette olabilir. Olacaktırda. Şöyle diyeyim; ben yeni çocuğum. Öyle denir ya hani. Bu da "Zbam 'e hoşgeldim" temalı yazım. Ve şu yukarıda görmüş olduğunuz kıyma makinasının orjinali 4x6 cm falan aslında. Tıp çok ilerledi. Yıl 2009. Ailelerinize iyi bakın.

  © Blogger template 'Mantis' by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP