sending: e g etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sending: e g etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mart 2009 Cuma

Geri dönüşüm kutusu – saksı

Çim adamların derisinin kadın çorabı olduğunu öğrendiğim gün “çocukluğumun travmatik olayları” hanesine bir olay daha eklenmişti. Ayrıca kadın çorabı, toprak ve çim ile duygusal bağ kurmak da yeterince tuhaftı. Esas can sıkıcı olansa saksılara yapılan ihanetti. Çorap sayesinde saksıya ihtiyaç duymaksızın bitkiler yaşayabiliyordu. Bu çok büyük bir ihanetti. Nice sarkık, varisli, pürüzlü, soluk bacaklar “zaten” kadın çorabının sıkılığı sayesinde birer adriana lima bacağı olarak önümüze sunulmaktaydı. Kadın çorabı görevini tamamlamıştı. Ama kadın çorabına bu yetmedi. Bu defa saksıların tahtına göz diktiler ve saksıları hayatımızdan çıkardılar. Bugün bakıyorum da, ne penceremde, ne de televizyonumun yanındaki sehpada saksı var. Menekşeler nerede yaşıyor, kasımpatılar neyle besleniyor, sevgili aslanağzı nerede avını bekliyor bunları düşünen var mı hiç? Fakat artık saksılar yalnız değil, onları düşünen biri var. Bugün buradan açıklıyorum: İsmim İlhan Ergül, ben gezegendeki tüm saksıların lideriyim ve tüm kadın çoraplarına savaş açıyorum. Savulun!



Not: Annemin külotlu çoraplarında menekşe deseni var diye kavga çıkardım, neyse ki annem almamış, bi amcanın hediyesiymiş.



Not 2: Bunu ben yazdım, ece çizdi. Elbet boyardı da ama ben bugün bakınca bu haline bir ısındım pir ısındım. Ayrıca ''bugün ecenin doğumgünü, ben bunu zbama yazarak kutlayayım'' dememin üzerinden 1 güne yakın bir süre geçti. Haliyle yarın olmuş. Bu esnada da ece internetten bilgisayarıma girip ''doğumgünümü neden kutlamıyorsun lan allahın belası adam'' şeklinde küfretti. Gerginece. Belli ki umduğu kadar hediye toplayamamış. Üzüldüm ecenamına ve ececim, doğumgünün kutlu olsundu, oldu. Bitti. Gitti.

1 Kasım 2008 Cumartesi

Ayofdıtaygır - Metal kaplar pariteyi belirler


Sirkeci, mahmutpaşa, eminönü çevresindeki atölyemsi işletmelerde işlerin yolunda gidip gitmediğini öğrenmek için gizli bir formülüm vardır. Öğle yemeği saati biter bitmez giyerim sivil kıyafetlerimi, elimde de içinde değersiz çaputlar olan bir poşet, dalarım önüme gelen ilk handan içeri. Selamın aleyküm beyler, bir adres soracaktım da... Şayet girdiğim dükkanda, boş bir taburenin üzerinde veya kapının önünde; bulgurları bitirilmemiş bir adana veya kurumuş yoğurt-sosla sıvalı metal kebapçı tabaklarının, evvelsi günün gazete kağıtlarıyla kamufle edilmeye çalışıldığını görürsem; derim ki bu dükkanda işler tıkırında. Bu dükkanda tost veya evden getirilen önceki akşam yediğin yemekler değil, kebap yeniyor. Bu dükkanda insanlar kibritten kürdan yapmıyor, kürdana para veriyor. Gazete kağıtlarının yaşadığı dram bana o dükkanın mali tablosunu fısıldar. Ben her ayın tam ortasında bu tefftişlerimi gerçekleştirir, kim para kazanıyor kim kazanırmış gibi yapıyor gözlemlerim. Buna göz derler ve piyasa benden sorulur ağalar.

15 Eylül 2008 Pazartesi

Ayofdıtaygır - otorite


Ne zaman bıyıkları “sıradan bir ergenle yarışan” bir genç kız görsem bıyıklarına bakıp gülümser, selam veririm. Bıyıklarını otoriter bulurum ve onlara saygıda kusur etmem. Bıyıklar kendini camdan aşağı at deseler, atarım yani. O derece.

  © Blogger template 'Mantis' by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP